Jaguar Type 01, İç Tasarım Detaylarıyla Modern Lüksü Yeniden Yorumluyor
OTONOMİ DERGİSİ ÖZEL RÖPORTAJI
Uluslararası Üniversiteler Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu
Bilginin, Medeniyetin ve Ortak Geleceğin Köprüleri:
Uluslararası Üniversiteler Konseyi Kurucu Başkanı ile Stratejik Bir Söyleşi
Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Sayın Orhan Hikmet Azizoğlu ile yükseköğretimin evrilen dinamiklerini, Türk dünyasının akademik ve kültürel bütünleşme vizyonunu ve geleceğin dünyasında üniversitelerin üstleneceği kurucu rolü konuştuk. Sınırların ve kalıpların eridiği bu yeni çağda, ilmi bir medeniyet tasavvuruyla yeniden ele alıyoruz.
KONSEYİN KONUMU VE TÜRK DÜNYASI İŞ BİRLİĞİ
Konsey'i nasıl bir ihtiyaç üzerine konumlandırıyorsunuz?
Konsey'i coğrafyaların kaderini ortak akılla yeniden ören bir "kardeşlik ve ilim köprüsü" olarak konumlandırıyoruz. Bugün üniversiteler duvarları olmayan medeniyet kaleleridir. Biz bu kaleleri sadece bilgi üretmek için değil, tarihin bize yüklediği kültürel ve hissî aidiyeti evrensel bir akademik dille buluşturmak için bir araya getirdik. Konsey, İslam ve Türk coğrafyası başta olmak üzere insanlık ailesini bilimle, irfanla ve ortak vizyonla birlikte yaşama kültürüne katkı sunmak amacıyla kurulmuştur.
Akademik iş birliğinin güçlenmesi için öncelikli olarak ne yapılmalı?
Öncelikle zihinlerimizdeki ve bürokrasimizdeki görünmez sınırları kaldırmalıyız. Şiirin, sanatın ve dilin akıp gittiği gibi bilimin de özgürce dolaşabileceği "ortak bir akademik iklim" yaratmalıyız. Denkliklerin kolaylaştırıldığı, ortak kredi ve pasaport sistemlerinin kurulduğu, genç beyinlerin geleceğimizi inşa edebileceği somut mekanizmaları hayata geçirmeliyiz.
Yeterince değerlendirilmediğini düşündüğünüz iş birliği alanları nelerdir?
Eksikliğini en çok hissettiğimiz; coğrafi, kültürel, değer, kavram ve dinde paydaş olduğumuz ülke ve ulusların Türkiye merkezli akademik ve kültürel ortaklıklarla batı asimilasyonuna karşı mücadelede ve uygarlık değerlerimizi geleceğe taşıyacak "ortak ihtisas kurumlarıdır". Medeniyetimizin köklerinden aldığımız ilhamı geleceğin teknolojisiyle harmanlayan "Türk dünyası bilim ve Ar-Ge üsleri"ni kurmak zorundayız.
Türkiye'nin yükseköğretim merkezi olma potansiyelini nasıl görüyorsunuz?
Türkiye, tarihi misyonu gereği Türk dünyasının ve mazlum coğrafyaların "ilim ocağıdır". Bu potansiyeli daha etkin kılmak; üniversitelerimizin sadece fiziki kampüslerle değil, kuracakları akademik, sosyal, kültürel köprüler ve dijital ilim havzalarıyla tüm bölge gençliğine kucak açmasını gerektirir.
Türk dünyası üniversiteleri teknoloji, yapay zekâ ve savunma gibi alanlarda ortak proje geliştirebilir mi?
Elbette. Bizler mazinin görkemli anıtlarıyla yaşayan ama yüzünü istikbale dönmüş bir nesiliz. Yapay zekâ da sürdürülebilirlik de bizim ruh kökümüzdeki "hikmet" arayışının modern dünyadaki tecellileridir. "Türk dünyası akademik teknoloji ve inovasyon fonu" çatısı altında birleşerek, geleceğin bilim dünyasında söz sahibi olmamamız için hiçbir mani yoktur.
TÜRKÇE VE ORTAK KÜLTÜR
Türkçenin akademik dünyada daha güçlü bir iletişim alanı oluşturması vizyonunuz nedir?
Dil, bir milletin evidir; Türkçe ise bizim en büyük medeniyet sarayımızdır. Türkçeyi yalnızca bir iletişim aracı değil, felsefenin, bilimin ve estetiğin de dili kılmalıyız. Ortak terimler sözlükleri ve ortak bilimsel yayın endeksleriyle Türkçeyi, derya gibi zengin lehçeleriyle birlikte küresel akademik dünyada hak ettiği zirveye taşımak en büyük hedefimizdir. Kurumumuza 32 ülkeden üye üniversitelerde Türk dili ve edebiyatı açma temel hedeflerimizdendir. Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde birçok devlet üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri açtık.
Üniversiteler kültürel mirasın yaşatılmasında nasıl rol alabilir?
Üniversiteler bir milletin hafıza merkezleridir. Gençlerimizi sadece laboratuvarlara değil, Divanu Lügati't-Türk'ün, Korkut Ata'nın, Yesevi'nin tınısına, yani ortak kültürel DNA'mıza temas ettirmeliyiz. Her öğrencimiz kendi coğrafyasının birer kültür elçisi olarak yetişmelidir.
GENÇLER VE GELECEK
Öğrencileri ortak gelecek vizyonunun paydaşları haline nasıl getirebiliriz?
Onları fildişi kulelerde teorik bilginin ezberiyle baş başa bırakamayız. Gençlerimizi "Türk dünyası gençlik ve girişimcilik kampları"nda, ortak sanat ve bilim festivallerinde bir araya getirmeliyiz. Ortak bir rüyayı gören gençler, yarının ortak geleceğini de elleriyle inşa edeceklerdir.
Öğrenci sayısını artırmak için nelere yatırım yapılmalı?
Barınmadan sosyal imkanlara, burs olanaklarından mezuniyet sonrası istihdama kadar uzanan şefkatli ve kapsayıcı bir "Kardeşlik Eli Projesi"ne yatırım yapmalıyız. Türkiye'ye gelen her bir genç, misafir değil, bu büyük ailenin asli bir ferdi olduğunu mezun olup ülkelerine döndüklerinde bürokratik veya sosyal yaşamda ülkemizin birer fahri elçileri olmalarını sağlayacak hissiyatı sağlamalıyız.
Ortak akademik, kültürel veya girişimcilik platformları kurulabilir mi?
Kurulmalıdır. Hayalini kurduğumuz "Türk Dünyası Start-up ve İlim Platformu", Bakü'de tasarlanan bir fikrin Taşkent'te hayat bulduğu, Ankara'da geliştirilen bir teknolojinin Almatı'da değere dönüştüğü ve tüm küresel paydaşlarımızın katkı verip katkı alabildiği muazzam bir sinerji alanı olacaktır.
DÜNYA DEĞİŞİRKEN YÜKSEKÖĞRETİM
Önümüzdeki 10 yıl içinde üniversiteleri nasıl bir dönüşüm bekliyor?
Taş binalardan ibaret geleneksel kampüs devri kapanıyor; bilgiye her yerden erişilebilen "hikmet odaklı hibrit yapılar" geliyor. Üniversiteler bilgi yükleyen değil, bilgiyi ahlak ve vicdanla süzerek insanlığın hizmetine sunan merkezler olmalıdır.
Geleceğin üniversitesi küresel sorunlara çözüm üreten bir merkez mi olacak?
Kesinlikle. İklim krizinden açlığa, adaletsizliklerden dijital yabancılaşmaya kadar dünyanın kanayan yaralarına derman olamayan bir akademinin insanlığa vereceği bir şey kalmamıştır. Geleceğin üniversitesi vicdanın ve bilimin ortak karargahıdır.
Yükseköğretim iki ana temel değerde yapılanmalıdır: 1. İHTİSAS, 2. İHLAS. İhtisas mesleki eğitim ve öğrenim, ihlas ise milli, manevi, kültürel ve insani değerlerin eğitim ve öğrenim alanıdır. Genç nesilleri asla ihtisas hedefi odaklı eğitime mahkum etmemeliyiz. İhlas eğitimi almamış bir genç nesil geleceğimizi inşa edemez.
Türkiye'nin yükseköğretim görünürlüğünü artırmak için en önemli üç adım ne olmalı?
Eğitim kalitemizde küresel akreditasyonu evrensel standartlarda tutmak,
Stratejik bilim alanlarında mükemmeliyet merkezleri kurarak cazibe merkezi olmak,
Türk dünyası ve mazlum coğrafyalarla olan akademik bağları kurumsal ve kalıcı kılmak.
KONSEYİN GELECEĞİ
Konseyin yeni bir yol haritası var mı?
Uluslararası Üniversiteler Konseyi'nin kuruluş temel amaç ve hedefi aynı kültürü, aynı değerleri, aynı dini ve aynı kaderi paylaştığımız başta paydaşı olduğumuz coğrafya olmak üzere kadim devlet ve küresel güç olan Türkiye merkezli akademik sistemler ve birliktelikler kurmaktır; batı toplumlarında ihtisas eğitimi gören ve değer ve kavramlarında asimilasyona uğrayan genç nesillerin, Türkiye merkezli akademik eğitimlerinde küresel düzeyde gelişmiş yüksek eğitim ve öğretim kurumlarında veya kendi ülkelerinde eğitimlerini İHTİSAS VE İHLASIN birlikte verildiği üniversitelerde okumalarıdır.
Bunu sağlayabilmek için üniversitelerin eğitim ve öğretim düzeylerinin yükseltilmesi ülke ve toplumlar için hayati önem taşımaktadır.
Türk dünyası üniversiteler ağı veya ortak araştırma fonu mümkün mü?
Mümkün ötesi, bir zarurettir. "Türk Dünyası Bilim ve Sanat Konseyi" çatısı altında ortak fonların yönetildiği, ortak tezlerin ve araştırmaların yapıldığı bir mekanizmanın artık hayata geçmesi, paydaşı olduğumuz coğrafya içinde büyük önem arz etmektedir.
Paylaşabileceğiniz önemli bir proje var mı?
Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde yılda onlarca çalıştay, konferans ve akademik çalışma yapıyoruz. Aziz Türk milleti Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" felsefesini şiar edinmiş bir millettir.
Ulusal ve küresel çalışmalarımızda "Dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun biz insanız ve yaşadığımız gezegenin ortak paydaşıyız" felsefem, kurucu başkanı olduğum Uluslararası Üniversiteler Konseyi'nin temel felsefesidir. En önemli ve sürekliliği olan projemiz budur, yani insan odaklı çalışmalar ve projelerdir.
Sizi en çok umutlandıran gelişme nedir?
Beni en çok umutlandıran, yükseköğretimde ortak medeniyetin rüyasını kuran pırıl pırıl genç akademisyenlerimizdir. Gelecek on yılda Türk ve İslam dünyası üniversitelerinin; dünya bilim tarihine damga vuran, felsefesi olan, adaleti ve merhameti ilimle buluşturan küresel ölçekte akademik ve bilimsel başarılara ulaşmasını görmek en büyük duam ve hedefimdir.
Türkiye, tarihi misyonu gereği Türk dünyasının ve mazlum coğrafyaların "ilim ocağıdır". Bu potansiyeli daha etkin kılmak; üniversitelerimizin sadece fiziki kampüslerle değil, kuracakları akademik, sosyal, kültürel köprüler ve dijital ilim havzalarıyla tüm bölge gençliğine kucak açmasını gerektirir.
Hayalini kurduğumuz "Türk Dünyası Start-up ve İlim Platformu", Bakü'de tasarlanan bir fikrin Taşkent'te hayat bulduğu, Ankara'da geliştirilen bir teknolojinin Almatı'da değere dönüştüğü ve tüm küresel paydaşlarımızın katkı verip katkı alabildiği muazzam bir sinerji alanı olacaktır.